Bir Mektup
Engin tarafından gönderilmiş | Kategori: Edebiyat, Günlük, Mektup | 04-04-2009
1

Herkesi, her şeyi seviyorum. Ama bir sevgi vardır ve insanı olduğu kişiden daha iyi hissettirir. Hayatta her şeyin mümkün olduğunu ve onunla her şeyi yapabileceğine inandır ve birlikte yapılan her şeyde gösterir. Enstrümantal bir müzik dinlerken hissettiğin rahatlığı hissedersin düşünürken. Bu sevgiye herkes sahip olamaz. Ama ben sahibim. Beni mutsuz anlarımda bile gülümsetebilen bir sevgi bu… Umuyorum ki bu sevgiye sen de sahipsin.
Seni düşündüğüm her anda nefesini yüzümde hissetmem hasretimi misliyle arttırıyor. Senin söylediklerin dışında duyduğum her söz, zamanların kuru boşluğu içinde, karanlıktan gelen bir uğultudan farklı olmuyor. Yavaş yavaş bıkıyorum kalabalığımın içindeki yalnızlıktan, herkesin içinde sensizlikten. Gözlerim hep seni görüyorken, ellerimin dokunamamasından. Bilmiyor musun ki divaneliğim sensizlikten…
Acı çekmiyorum seninle ilgili hiçbir şeyden; tartışmalarımızdan, anlaşmazlıklarımızdan. İçinde senin olduğun hiçbir şeyi boşuna yaşamıyorum. Birlikte yaptığımız şeylerden öğreniyorum hayatımızı. Benliğimi sana verip, senin şekillendirmeni istiyorum. Senin için yaşamak istiyorum, senin içinde yaşamak, yaşarken sevip, severek ölmek. Gözlerinin içine her baktığımda seni sevdiğimi anlamanı sağlamak ve bana baktığında anlamak istiyorum. Seninle ayrı yerlerdeyken bile yaşamın zevklerinin her birinden birer parça konmuş lezzetli bir yemek tadı geliyor damağıma düşüncenle birlikte. Seninle birlikteyken ise düşüncelerin basitliğinden uzak, hayatın asıl amacını anlamış olarak bakıyorum hayata. Seninle birlikte olan her saniyeyi yalın bir şekilde gözümde canlandırıp, tekrar tekrar yaşıyorum. Sensiz zamanlarda bile seninle yaşıyorum. Şimdi bir umudum var seninle birlikte hayal ettiğim. Şehirlerin bize yetmeyeceği, küçük küçük keklerden ve balonlardan mutlu olabileceğimiz bir hayat bekliyor bizi.
Hayatın kararlardan ibaret olan, ilk 10–15 yılı dışındaki zaman aralığında, yani şu 10 yıllık zaman diliminde verdiğim en doğru kararın “sen” olduğuna inanıyorum. Seninle birlikte tanıdığım “aşk” kavramı, insanın hayatta bir kere sahip olabildiği bir kavram olarak karşıma çıkıyor. Seni tanımanın ötesinde, seni yaşamak, hayatı yaşamakla eşdeğer oluyor. Seni tanımak acıları sona erdirip, güzelliklerin kaynağını bulmamı sağlıyor. Çiçek ne kadar sana benzediği için güzelse, bal da senin tadında olduğu için tatlı.
Saatlerimin hüzünlere dönüştüğü, sensizliğin hasret olduğu zamanlarda, her şiirde, her şarkıda seni görüp, sensizliğimi kendim yaşamak sevdiriyor belki seni. Belki de hafif gülümsemelerinin bile bana verdiği mutluluk. İnsanlara baktığımda gördüğüm dünyanın ötesinde başka bir dünyadayım seninle birlikte. İnsanların dert bulmak için çaba gösterdiği dünyada, duyguların karmaşasından uzakta, basitliğin güzelliğinde yaşıyoruz aşkımızı. Şamatanın olmadığı, yalın sevginin gerçek aşkla birleştiği ve birlikte yaşamanın tadını aldığımız kendi dünyamızda ölümsüzlüğün iksirini buluyoruz.
Kelimelerin yetersizliğinden yakınan şairleri, sana yazmaya çalıştığımda anlıyorum. Kullandığım ve aklıma gelen her kelime içimden geçenleri tarif etmekte yetersiz kalıyor. Gözlerimi kapatıp seni düşünmek, yazmaktan daha çok tatmin ediyor beni. Ancak sana da içimden geçenlerin bir kısmını anlatmaya çalışmak, sana karşı hissettiğim sevginin birazının bile tasvir edebilmemi sağlayabilirse, senin varlığının verdiği mutluluğunun yanında fazladan mutluluk verecek bana.

hocam tepki cekmemek için isim vermiyorum ama günümüz kızları bu gibi edebi tipli yazılardan anlamaz. sevgini elden ayaga düştüğü ilişkilerin ve aşkların basite indirgendiği en uzun ilişkinin bir ay oldugu bu kalıcı donemde çöken aile yapılarına paralel olarak yetiştirilememiş bireyler ortaya cıkmıştır.